TRAKLAR'DA DİNSEL VE SOSYAL SEMBOLLER

Güneş ile özdeşen güçler bu noktada ateş ve ışık ile bütünleşerek ve özellikle eril havadan destek alan ve dişil su ile zıtlaşan, fakat suya hükmeden ve yaratma gücü veren kaynatma eylemini gerçekleştiren unsurlar olarak, iyileştirici ve dönüşüme katkı yapıcı hayati bir işlevi de üstlenmiş bulunmaktadır. Daha çok aslan ve benzeri kedigillerle temsil edilen güneş ve güneşe bağlı güçler tüylü başlıklarıyla betimlenen savaşçılar olarak, tamamen Savaşçı gruplar veya aristokratların simgesi olmuştur. Bu noktada, güneşin Demir Çağı içinde bir asalet ve ayrıcalık sembolü olarak aristokrat savaşçı gruplarla özdeştirilen süvari betimlemesiyle ortaya konulması da bir rastlantı değildir. Güneş ve ateş ile özdeşen tanrısal güçler tam anlamıyla eril cinsel gücü de temsil etmekte olup, dişil gücün yaşamı temsil eden su yönüyle ilişkiye girmektedir. Bu noktada, Bronz çağı ve Demir Çağında kaynaklar, ırmaklar ve bataklıklara atılan silahlar ve askeri eşyalar benzeri bir biçimde eril oluşumlar adına veya askeri yapılanma adına dişil güçlerden istenen bir yardıma karşılık düşmelidir. Güneş ve ateş ile özdeşen güçlerin aynı zamanda rüzgar ile olan ilişkisi de rastlantısal olmayıp, eril yaratıcı savaşçı güçün dinamik karakteriyle birleşmekte ve dölleyici gücünü ortaya koymaktadır. Bu süreçte ortaya çıktığı belli olan mağarada saklanan rüzgar ve güneş motifleri de dişil güçlerin ölümcül yönü ve doğurganlığı ile özdeşen ve Ana Tanrıça'nın yaşadığı yer ve öz sembolü olan mağarayla eril gücün karanlığın kötü güçlerine karşı yaptığı savaşlar esnasındaki sığınağı ve daha doğrusu, ölümsüzlüğü kazandığı ve bedenden bedene geçtiği aşamayı temsil etmektedir.

Demir Çağı'nın değişken ve hareketli yapısı ile özdeşik olarak durağan olmayan ve değişken bir karakter gösteren tanrısal güçlerinin aydınlık yönüne karşın tehlikelerle dolu bir dünyada yaşayan insanları kuşatan ve her an tehdit eden yabancı ve düşman güçlerin varlığı, aynen yaşanan alemde olduğu gibi kutsal aleme de taşınmış ve bu etnik nitelikli din içinde farklı ve yabancı güçlerle özdeşen karanlık ve kötücül güçleri de beraberinde getirmiştir. Bu noktada Hristiyan süreçler'de Agios Yorgos veya Saint George olarak karşımıza çıkan ve yıldırımlar ve gök ile bütünleşen ve Gök Tanrısı'ndan çıkış alan, fakat daha çok güneş ile özdeşen Savaş Tanrısı ile bütünleşen olgu olarak, Savaş Tanrısı ve Süvarilerin güç ve ışık sembolü olan mızrağı ile kötülüğün güçleri ile savaşmakta olup, askeri yapılanmayı bu Ktonik karakterli sosyal yapılanma içinde etkin ve güçlü kılarak, kutsar. Genellikle savaştığı ejderler evrenin dört elementini üstünde toplayan ve sonsuz dönüşüm güçleriyle mevcut pozitif alemin tam bir zıttı olan negatif bir yansımayla kendisini gösteren toplumsal ve evrensel bir simge olarak karşımıza çıkmakta olup, aynalarda yansıyan, fakat ardında karanlık ve yıkıcı güçlerin gizlendiği benzer olduğu kadar da farklı olan değişik bir olguyu, düşmanı ve farklı bir toplumsal ve evrensel oluşumu temsil etmektedir. Bireycilik üzerine kurulu bir dini sistemde bu durum doğal olup, bireyin direnç ve savaşma gücünü de pekiştirmeye yönelik olarak kurgulanmış bulunmaktadır. Aynı şekilde bu oluşum bireyler üzerine kurulu toplumsal oluşumuyla kabile yapısı içinde savaşçıları desteklemekte ve etkin kılmakta ve onların koruyucu gücünü ve şefin karizmatik yönünü kanıtlamaktadır. 


Aktif ve pasif evren algılamasının büyük öneme haiz olduğu bu oluşum içinde aktif bir rol üstlenen savaşçı aristokrasi ve şeflerin materyal varlığını destekleyen dini oluşumun durumu da ilgi çekici olup, savaşçılar ile zaman zaman uzlaşma zaman zamansa çatışma içinde olduğu, fakat bir birini tamamladığı görülmektedir. Bu durumun en güzel yansıması da İkiz varlıklar veya çift başlı hayvan ve kuş tasvirlerinde kendisini göstermekte olup, Göğün oğulları ve ilk insanlar olan İkizler kavramıyla pekiştirilmiş bulunmaktadır. Fakat askeri aristokrasilerin güçlenmesi ve şeflik veya krallık gücünün pekişmesiyle birlikte Savaşçı Tanrı veya Savaş Tanrısı Şef veya Kral ile bütünleşmeye veya şef veya Kral için daha farklı kavramlar aranmaya başlanmıştır. Traklar'ın eski kaynaklardan öğrendiğimiz Ares, Dionysos ve Artemis üçlemesine Kraliyet gücünü temsil eden Hermes'in katılması bu noktada ilginçtir

Genel oluşumu itibariyle bir din ve sanat sistemi kaynaşması olarak karşımıza çıkan Demir Çağı Sanatı ister Avrupa'da, isterse de tüm Avrasya üzerinde daima çok yönlü bir işlev görmüştür. Bu gün için sanat eseri olarak değerlendirdiğimiz objeler esasında ardında inançların önemli roller oynadığı sosyal ve ilahi semboller olmalarının ötesinde değişik sosyal ve dini amaçlarla kaynaştırılmış çok yönlü sembolik güç odaklarıdır. Bu eserleri yapan zanaatkar veya sanatçılar bu objelerin sembolik işlevini çok iyi bilen kişiler olarak , muhtemelen nasıl ayrıcalıklı bir görevi ve sosyal işlevi yerine getirdiklerini gayet iyi bilen kişilerdi. Eserlerin etnik ve sosyal farklılaşmalara açık yapım özellikleri ve kurgu şeması bunu gayet açık olarak ifade etmektedir. Seramiklerin basit ve gündelik amaca dönük olarak sadece kullanım amaçlı olarak üretildiği bu dünyada, bir lüks ithal objesi olarak ithal edilen seramikler dışında, en çok tercih edilen malzeme bronz, gümüş ve her şeyden çok da altın olarak teşhis edilen metaller etrafında şekillenmiştir. Demirin savaş araçları ve bazı kullanım objeleri dışında sanatsal sayılabilecek tinsel ve dinsel amaçlı üretimde yer almaması Bronz Çağı'ndan beri gelen diğer metallerin kendine özgün sembolik değerleriyle özdeşmiş olmalıdır. Bu sembolik değerlendirmede Gümüş Ay ile özleşirken, altın da Güneş ile özdeşmiş ayrıcalıklı ilahi semboller olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nitelikleriyle, madeni lüks eserler ister takı ve giyim eşyası parçası isterse de törensel ve sosyal kullanım objeleri olsun tamamen  kişisel ve toplumsal törensel bir işleve haiz kılınmış dini ve sosyal sembollerdir. Altın yoluyla Güneş'in kutsal ve savaşçı kimliğinden destek alarak ululanan savaşçı aristokrasilerce desteklenen şefler veya kralların bu desteğe karşılık verdikleri hediyeler de sosyal ayrıcalıklar ve ilahi ululamaları beraberinde getirecek güç göstergeleri olarak da bu eserlerden önemli bir sosyal ve ilahi gösterge olarak destek almaktadır. Hayatın tamamen bir ritual olarak algılandığı bu evrende sanatsal diyebileceğimiz objeler de ritualistik bir nitelik kazanmış olarak, Şeflerin ve kralların devamlı el altında bulundurarak ilahi ve dünyevi güçlerini belgeleyen objeler olarak varlık bulmuştur. Süslü kılıçlar, kıymetli takılar anıları ve başarıları yansıtan, dini ve sosyal görevleri ve ayrıcalıkları hatırlatan objeler olarak , bunları alan bireylerle kaynaşır ve onlarla bütünleşirken, küçük adak eşyaları ve dini tören objeleri olarak karşımıza çıkan objeler de topluluk ve ilahi olgular arasında bir bütünleşme aracı olma işlevi kazanmış bulunmaktadır. Her biri birer sembolik güç odağı olan görkemli mezarlar ve diğer gömülerde yer alan takılar tamamen bu törensel oluşumun yansımaları olup, savaşçı bir ideolojinin güç sembolleri olan anı taşları ile birlikte yaşam ve ölüm arasında olduğu kadar, eski karizmatik atalar ve gelecek kuşaklar arasında bağ kurmakta ve toplumun olduğu kadar evrenin de sürekliliği ve mukavemetini sağlama amacını üstlenmiş bulunmaktadır.

Anayasanın öç ve kan davası çevresinde şekillendiği iç dinamizmi yanında, yağmanın önemli bir ivme ve sosyal işlev taşıdığı dış ilişkiler ağında savaş ve mücadelenin yönlendirdiği Demir Çağı yasaları dini ve sanatsal ortamlar içinde kendisini göstermektedir. Bu dinin doğayla iç içe geçmiş ve evrenin gizemli yasalarınca yönlendirilen sabit ve dengeli bir evren sağlamayı amaç edinen yönelimleri hiçbir şahsın veya ister ilahi isterse de sıradan güçlerin yaptıklarının karşılıksız kalmaması gerektiği da bireylerin öz kimlikleri ve yiğitlikleri yanında öz yaşam enerjileri ve öz benlikleri de içinde bulundukları topluluklarla bütünleşirken, aynı zamanda da bireylerin dokunma ve arzulama yoluyla elde ettikleri gizemli enerjileri ve korunmalarını sağlayan ilahi güce aracılık eden objeler yoluyla tapınmaları ve ilahi amaçlarına olanak tanıyan gücü veren bu ojeleri üzerlerinde taşımaları veya bazılarını adak olarak bırakmaları kötülüğü ve istenmeyeni yok etmede önemli bir unsur teşkil ederken, kişi veya toplulukların amacına hizmet ederken odak oluşturan kutsal nesneleri ilahi bir aktarım objesi olarak birey veya işlevine göre topluluğun kendi öz benliğine has ve diğerlerine kapalı ve başkalarının enerjileri ile kirletilebilecek ve işlevini kaybedecek gizemli objeler durumuna getirmiştir. Bütün sanat objeleri olarak tanımladığımız objeler bu özellikleriyle önemli bir sosyal ve dini odağa dönüşerek, doğayla bütünleşen ve genellikle açık hava sunakları şeklinde tezahür eden sunakların en önemli ilahi bütünleşme merkezi olan altarlarına benzer bir işlev üstlenmiştir. 

İnsan kurbanının yaygınlık kazandığı bu dünyada önem taşıyan kafatası kültü ve kafa kesme geleneği insanın öz iç enerjisini ele geçirip, onun aracılığıyla yaşamsal gücü desteklemeyi ve bu güçten faydalanmayı amaçlarken, Ktonik bir karakter taşıyan Demir Çağı Dinleri şifa verici, güçlendirici, koruyucu ve kutsayıcı nitelikleriyle ilahi güçleri hoşnut edici ve insanlarla onlar arasındaki ilişkileri pekiştirici arayışlarında sanat eseri olarak adlandırdığımız objeleri direkt olarak etkin kılmış ve ilahi olduğu kadar ilahiyle kaynaşmış sosyal yaşamın önemli güç odakları haline getirmiştir. Evrensellikten kaçan ve belirli gruplarla, genelde inisiye olmuş topluluklara açık olan Demir Çağı Dinleri'nin gizemci doğası ister Şamanik isterse de Druidik biçimlerde olsun daima ölüm ötesine ve ilahiye ulaşan ilkeleriyle değişik alemler arasında bir denge kurmayı amaçlamakta ve sanatsal faaliyeti de bu doğrultuda yönlendirmektedir. 

Savaşlar ve çatışkılarla dolu ve doğayla bütünleşmiş bu gizemci alemde sanat üslubu olarak bitkisel ve hayvansal motiflerin yaygınlık kazanmasına karşın insan betimlemeleri çok sınırlıdır. Bunlarda genellikle çok soyut ve stilize biçimlerde karşımıza çıkar. Yırtıcı kuşlar ve yırtıcı hayvanların ölümün kutsanmasına ve ölümsüzlük kazanma ve yiğitliği ululamaya yönelik kullanımı aynı zamanda yeniden varoluş ve dönüşümle de ilintili bir sembol olarak ortaya konmuş olup, sosyal açıdan da bazı sembolik yönlendirmeler yapmaktadır. Galip ve mağlup kabileler arasındaki ilişkilere de işaret ettiği fark edilen hayvan mücadeleleri daha çok stepler ve Avrasya bozkırları üzerinde yaşayan toplulukların sanatımda görülürken, Batı'da Avrupa topraklarında yer alan hayvan tasvirleri daha farklı bir tutumla ele alınmış, fakat zaman zaman insan ve hayvan mücadelelerine de yer vermiştir. Bu noktada bitkisel motiflerin kullanımı da hayli yoğun bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu hayvan tasvirleri ve hayvan mücadelelerinin astronomik yansımaları da olduğu gözlenmektedir. Özellikle kaya kazımaları ve kaya resimleri olarak karşımıza çıkan çok sayıdaki ürün bu noktada ilginç bir nitelik taşıyarak, dini ve sosyal işlevleri üstlenmiş niteliklere haiz kılınmış bulunmaktadır.

Okultik ve mistik karakterli demir çağı dini ile bağıntılı sanat eserleri üzerinde yer alan sembolik değere haiz objeler ve sahnelerde betimlemeyi destekleyen tasvirler hakkında da ufak belirli ölçülerde yorumlar yapmak mümkündür. Genellikle savaşlar ve anılarla bütünleşen sahneler yanında yer alan hayvan, bitki ve hayvan döğüşü sahneleri bu sembolik tasvirlerin anlamlarının kavranmasıyla daha net olarak algılanabilecektir. 

Sembolik nitelikli eşyalar arasında hemen dikkat çeken kazanlar, bölgesel farklılaşmalara rağmen bütün Demir Çağı ve Büyük Göçler Devri Kültürleri için önemli bir kullanım objesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kazanın ritualistik açıdan dönüşüm ve reenkarnasyon ile olan ilişkisi ve ayrışan güçlerin bütünleşme odağı olarak su kültleri ve ateş ile ilişkisi aşikardır. Kazan bir noktada yaşam ve ölümsüzlüğü temsil eden ve kadere yön veren ve hakimiyet ve sosyal bütünlüğü de temsil eden yaşamsal bir objedir. Kazan gibi buhurdanlıklar da önemli ritualistik objelerdir. Hava ile ilişkili olan bu eşyalar bu çağ için büyük önemi olan sezgisel algılama ve öğrenme olgusuyla ilintilidir. Kılıç veya bıçak veya benzeri objeler törensel işlevleriyle ilahi ışık ve direkt enerji taşıyıcısı olan ilahi objelerdir. Bunlar dışında çok sayıda bulunan içki ve tören kapları ilahi bütünleşme kadar, toplumsal kaynaşma ve ant sisteminin işleyişini törensel olarak geçerli kılan ve ast üst ilişkilerinin düzen ve işleyişini sağlayan objeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Trak Parası 

Dini olduğu kadar sosyal sistemin işleyişine de yön veren önemli sembolik birer öğe olan hayvan tasvirlerinin arasında yılan yaratıcı güç, bütünleşmeye yönelik dönüşümler ve fiziki-zihinsel-ruhsal dönüşüm aşamalarından geçilerek kazanılmış ölümsüzlüğü temsil ederken, kurt önemli bir yol gösterici olarak, yeni fikirlerin öncüsü ve büyük bir eğitmen olarak bilinç dışı bilgi ve sezgiyle kavrama sembolü olarak karşımıza çıkmakta ve aydınlık güçleri temsil etmektedir. Kartal cesaret ile ilintili bir sembol olduğu kadar ruhun gücünü de temsil eder. Atmaca ve şahin ilahi alemden gelen mesajların taşıyıcısı, koruyucu ve gözcü olarak askeri gruplarla bütünleşir.
Genelde ölümle ilgili bir sembol olmasına rağmen Baykuş, ktonik alemle ilintili gizli bilginin temsilcisidir. Kuğu, kaz ve benzeri kuşların dişil semboller olarak ruhsal dönüşüm ve ruhun taşınması ve reenkarnasyon kavramı ile olduğu kadar ruhsal yücelişle de ilişkisi vardır. Karga ve Kuzgun gizli mistik geçişleri ve ruhun içinde mevcut bulunan ve sezgiyle kavranan derin bilgileri ve karanlıklar ile aydınlıklar arasındaki dengeyi temsil eder. Kaplan ve aslan benzeri kedigiller genelde güç sembolleri olarak belirginleşirken föniks yeniden doğma olgusunu üstlenen bir simgedir. Hayvan dövüşü sahneleri üzerinde yer alan hayvanların niteliğine göre taşıdıkları değişik anlamlara rağmen,genelde karanlıklarla bağıntılı güçler ile aydınlığın savaşı olduğu kadar, heroik savaşların ve askeri hakimiyetin temsilcisi olarak da yansıtılmış bulunmaktadır. 

Bitkisel semboller arasında yaygın olarak kullanılan ve daha sonraki süreçlerde evrensel bir nitelik kazanan ağaç tasviri veya ağaç tasvirleri genel olarak, ortası delik bir disk olarak düşünülen ve gök, yer ve yer altı olarak tasavvur edilen evrenin merkezinde yer alan Evren veya Hayat Ağacı'nın betimlenmesi olup, Evrensel Uyum ve Denge ile birlikte süreklilik ve sabitliği de üstlenen bir baht bulma ve hakimiyet sembolüdür. Aynı zamanda, kader ve talih ile birlikte Kutsal Ana kavramıyla da ilintili bir koruyuculuk işlevi taşımakta ve şef veya yöneticiye ilahi yönetme gücünü veren ve ulusu gözeten atalar ve cetler arasında bir bağ ve hükümranlığın sabitliği ve ulusun bekası ile ilintili sosyal bir niteliği de üstlenmiş bulunmaktadır. 

İnsan tasvirinin seyrek olduğu bu alemde insanlar sunaklara sunulan adak heykelcikleri üzerinde kadın, erkek, çocuk ve savaşçı kimlikleriyle adanmışlığın ve şifa bulmanın bedelini ödeyen bireysel inananlar olarak betimlendiği kadar, Evrensel Uyum ve Evrensel Sürekliliği temsil eden Erotik sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. 

Trak Parası 

 

Demir Çağı Dini ve Sanatı uyum ve süreklilik arayan ve ölümsüzlüğe kesinlikle inan, doğayla bütünleşmiş bir çağın sembolleriyle görünmeyen, sezgiyle kavranabilen gizemli bilgileri ve yaşamın gizemli iç dinamiğini aktarıp, hayat gücünü algılayabilecek olanlara yansıtmayı hedefleyen işlevci ve dinamik bir sembolizmi yaratıcısı olmuştur. Bu sembolizm çağın doğasına uygun olarak, dini olduğu kadar onunla kaynaşan sosyal oluşumlara da görsel bir ifade aracı teşkil etmiştir

 

 

TRAKLARIN TANRILARI

Dil yapısı son derece karışık olan bölgede, isim karmaşası da yaşanmaktadır. Bu bölgenin  bilinen ilk resmi sahipleri Trakların bir kolu olan Astailer’dir. Yunan mitolojisinde bu halkın daha çok Ares, Dionysos ve Artemis'i tanrı olarak ön plana çıkardıkları anlaşılmaktadır. Özellikle bu halkın avcı, savaşçı, içkiye düşkün, eğlenceyi seven insanlar oldukları düşünülürse niçin bu tanrıları sevdikleri anlaşılır.

Genel özellikleri içinde toprakla uğraşmamak yani göçebe olarak yaşamak (bunun için Hermes'i en önemli tanrı ve ataları sayarlar), dövme yaptırmak, birliklerinin olması, birbirleriyle kavga etmeleri, ölülerini veya küllerini gömerek üzerlerine toprak yığınları koymak geleneklerindendir. Aslında birçok yönleriyle Türklerin ilk atalarına benzemelerine karşın bu konuda bazı şeyleri söylemek için erkendir.

 

 

www.traklar.com.tr

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !